 |
Karakutu
|
|
Reklam
|
|
Google Arama
|
|
Arama
|
|
Online üyeler
|
|
Şu an sitemizde, 37 Üye Adayı ve 1 Üye bulunuyor.
Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.
|
Reklam
|
|
Karakutu - RSS - Alexa
|
|
Forum Son Başlıklar
|
|
Giriş Sayfanız Yapın
|
|
Önemli Linkler
|
|
|  |
I.
Elleri el gibi kocaman
Beyazda bir nokta gibi kocaman
Kocaman boşluğun küçülttüğü her şey gibi
Biriyle kendini artırıyor durmadan
Biriyle koyunlar gibi güdüyor ötekini
Ayaklarını gizliyor bir köpekle
Evine dönerken sonsuza geçen
Göğü kullanıyorken maviye
Günümüzden sesler alıyor, sesleri
Sürekli, dingin, acısız
Acımaktan kurtulmuş yerlerine
Sonra duvardan duvara çizilerek
Ölü bir korkunçluğu taşıyor
Sen, hey, duvarlar gibi öldürülmek!
En yeni tam-tamları dünyamızın
Ya da kendisiyle bırakılması insanın
Sizi
Sizleri selamlıyor işte.
Doğrusu elinizden ne gelir ki
Siz dolgun yaşamaya bakın günleri.
|
"Ateşle barut yan yana durmaz, söylemi eskilerde kaldı. Günümüzde karşı
cinsle sağlam arkadaşlıklar kurulabiliyor. Üstelik karşı cinsten kankaya
sahip olmak kadın-erkek ilişkilerinde büyük avantaj. Kankalar birbirlerinden
tüyo alıyorlar."
Aktüel dergisinin son sayısında "Sevişmeden Birlikte Uyuyanlar" başlıklı
kapak konusunun alt başlığında böyle yazıyor.
Aktüel hem yeniyetme hem de yirmilerinin sonu, otuzlarının başındaki karşı
cinsten "kanka"larla (yakın dost, kafa dengi, vb.) konuşmuş, ortaya böyle
bir tablo çıkmış.
Benim gözlemlerim de bu yönde...
|
Ben sıradan bir adamım.
Bana sıradan, basit cümlelerle anlatırsanız anlarım.
Şimdi politikanın ve medyanın konuşkan insanları mümkünse bana basit bir
şekilde, “darbeci askerlerin sivil mahkemede yargılanmasının” niye kötü
olduğunu anlatabilir mi acaba?
“Darbeci askerlerin sivil mahkemede yargılanması neden kötü?”
Bence bu iyi ve doğru bir karar.
Ordunun içinde birileri cunta kuruyorsa, darbe planlıyorsa, suç örgütlerine
katılıyorsa, bu insanlar sivil mahkemede yargılanmalı.
|
İstanbul belediye reisi oğlunu evlendirdi. Arka sayfalardan birinde tek sütunluk
haber değeri var, belki o bile yok.
Lakin gelinin babası baklavacıymış.
Bunun üzerine, belediye reisinin de muhallebici olduğu hatırlatıldı.
Hayır efendim, içeri geçip tavukgöğsü yapmıyor, kolları sıvayıp sahana yumurta
da kırmıyor, pilavın yanına yoğurt da koymuyor, ünlü Saray Muhallebicisi'nin
sahibi.
Adam aynı zamanda hem yüksek mimar, hem de sanat tarihi doktorası var ama bu
nitelikler "göbeğini kaşıyan" boklamasına pek uymadıkları için göz ardı
edilebilirler tabii!...
|
Musil, hem modern bilimle hem dönemin zihniyet yapılarıyla hesaplaşıp
yüzyılın başındaki Batı Avrupa'daki düşünce ve duyguların envanterini yapmış
hem de kahramanı ağzından kendi düşünce tarihinin biyografisini çıkarmaya
çalışmıştır. Olaylardan ziyade fikirlerin hareketli olduğu bu metin günümüz
okuyucusundan hem sabır hem katılım bekliyor.
Yirminci yüzyıl romanının en büyük yapıtlarından sayılan Niteliksiz Adam’ın
ilk cildi 2006’da Türkçeleştirilmişti. Robert Musil’in dört cildini
yazmasına rağmen tamamlayamadığı bu binlerce sayfalık romanın ikinci
cildinin çevirisi geçen hafta yayımlandı. İki cilt arasındaki üç yıllık fark
okuyucudaki süreklilik duygusunu kıracak kadar uzun. Hem onları hem de
birinci cildi henüz okumayanları düşünerek, bu gerçekten ‘büyük’ romanı
bütünlüğü içerisinde ele alacağım.
|
'Türkiye'de İfade Özgürlüğü' kitabı, alışılmadık genişlikte bir kapsama sahip.
Değinmediği konu, alan, kesim kalmamış. Uzmanların kaleminden, komple bir ifade
özgürlüğü elkitabı. Bütün özgürlüklerin anası olan ifade özgürlüğünü (İÖ) her
yönüyle ele alan bir kitap nihayet çıktı. Niye anası? Tüm özgürlükleri o
doğuruyor da ondan. İÖ olmadan mahkemede savunma dahi yapamazsınız; bir de
oradan cezayı bastırırlar. Çok büyük ihtiyaçtı böyle bir kitap; hemen tanıtımına
geçeceğim, ama izin verin, gerçek ifade özgürlüğü ile bizdeki arasında adamı
çarpan terslikler var, onları iki kelimeyle anlatıp öyle geçeyim.
|
Ferit Edgü'nün 'Mirza' adlı öyküsünde Mardinli Mirza Usta'nın, Muhtar ile
oğlu Yakup'un dünyasıyla bütün bütüne çelişen kişiliği, öykünün oylumuna
sığdırılamayacak denli yoğun anlamlar üretir.
Yazınsal metnin derin yapısına dönük eleştirinin sık sık dile getirdiği
ölçütlerden biri de ‘yoğunluk’tur. Hemen anlaşılıverdiğini düşündüğümüz bu
sözcük üstünde biraz daha düşünmekte yarar var. Denebilir ki, bir yazınsal metni
oluşturan öğelerin, gereksiz fazlalıklardan arındıktan sonra oluşturdukları,
içinde kimi sözlerin farklı anlamları birden taşıyabildiği (bireşimsel) yapıdır
yoğunluk ve bu tanıma bağlı olarak, öykünün romandan çoğu kez daha yoğun bir
yazınsal biçim olduğu belirtilebilir. Ya da tiyatro oyunu... Yaratıcı yazarın
yazınsal dille kurduğu ilişkinin aşmaya çalıştığı ilk engel, dil içinde gereksiz
sözcüklerden kurtulup en az sözcükle en çok şey anlatmaksa, yoğunluk ölçütüyle
aslında şiire, öyküden de çok oyunu yakın tutmak gerekir.
|
Lise son sınıf, hazirandı, bitirme sınavlarında Yahya Kemal’le Ahmed Haşim’i
karşılaştırmamız istenmişti. Hocalarımız Bakiye Ramazanoğlu, Aysel ve Rauf
Mutluay. Ders, Türkçe kompozisyon.
Rauf bey, yıl içindeki derslerde, Haşim’i çokça önemsememiş, daha çok Yahya
Kemal’in üzerinde durmuştu. Haşim’in cılız duyuşlar etrafında bir şiir kurduğu
kanısındaydı.
Artık itiraf ettim: Mutluay’a hem hayrandım, hem de isyankâr. Onun otorite oluşu
sinirimi oynatırdı. Oysa eşsiz bir öğretmendi.
İsyankârlığım ağır basmış; Yahya Kemal’i değil, Ahmed Haşim’i tercih
etmiştim. Sınav kâğıtlarımız çoktan yitip gitmiştir. Ama son sınıfların bütün
öğrencileri Yahya Kemal’ci olmak zorunda kalmışken, herhalde tek Haşim’ci
bendim. Yanılmadığıma eminim.
|
|
USTA ÖLMEDEN BANA
Bana bir oyun öğret ben onunla kolayca
Alayım gündüzleme palazın rolünü ezberime
Kanayım revnaklı ilk köhne baharın vızıltılı
Karnıbaharın tuzu ekşisi bol zeytinyağlı
Dilimlerden bir dilim iyi pişmişinden
İmbat eseninden bir gurûb vakti
Daha ne.
Dilimse bir dilim gelirsem senin dillerinden
Piştik diyelim pîşem sattığım kadarıyla senin pîşen
Varıp olayım yasalar dışı gök toplantısı beratı
Kasalar içi peynir madalyon semere sürtülmüş ceket
Ebeyim hep zaten bana demezler mi ebem kuşağı
Hurra! Şapkalar havaya
Performanslarımda kapalı gişe ve tezgâh altı halen
Yıldız değil miyim salon karardığında kim bilmez
Kaldırımda tarağım. Jilet gibiliğimin
Sorulur yanı vardır sokak kedilerine güneşim
Tüm tezgâhın bahşiş tahsis edilişinde komşuya
Şehir havaî fişeklerle sarıldığı sırada ayım
Usta ölmeden bana bir oyun öğret
İnsan olayım.
|
Sürtünüyorsunuz her gün, kösnül bedenleriniz, mukayeseye köle olmuş
süzüşleriniz, başkasının artığı gevişlik kelimeleriniz, özentili ödünç
zevkleriniz, dipsiz çapsız iştahlarınız, kuyrukta bekleyen şımarık
sıkıntılarınız, sale, damping, eşantiyon, promosyon kollayan açlığınız, üste
tırmanan aşağı yuvarlanan gözleriniz, zamansız sırıtkanlıklarınızla dip dibe
yaşıyorsunuz.
Ev adını verdiğiniz; kapısını sizden başka açanı olmayan, küçük gövdenizin
devasa bekçisi, muhkem kalelerinizde geniş ama iç sıkıcı hayatlarınızla dip dibe
çürüyorsunuz. Yolda, asansörde, otobüste, iş merkezlerinde, cafelerde,
kaldırımlarda birbirinize bakarak ama görmeden, yan yana iki hayatın arasına üç
dağ, beş ova, yedi vadi sığdırarak yuvarlanıyorsunuz. Yaşam merkezi adı altında
pazarlanan devasa kutucuklara kaldırılmış kuklalar gibi çürüyorsunuz.
|
Toplam Haber 5233 - Toplam 524 Sayfa - Her Sayfada 10 Haber
Şu An Bulunduğunuz Sayfa
[ 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | ......... | 520 | 521 | 522 | 523 | 524 ] [>] [>>] |
|
|  |
KarakutuTv
|
|
Kategori ve Yazarlar
|
|
|