yolunda giden bir şeyler var
astımım hep tutuyor misal.
yolda polisler sürekli çevirebiliyor
ekseriyetle bana açılan ortalar hep kötü olur
ama bu asayiş ekibi gönlümü hoş etmesini biliyor
hazırcevaplılığıma katkıda bulunuyorlar
müteşekkirim.
Son iki yıldır gördüklerimizden sonra, hiçbir doğruluğun, doğrudan doğruya ya da
dolayısıyla, bir adamı öldürtmeye hakkı olacağını kabul edemeyeceğimi söylediğim
bir gün, düşüncelerine zaman zaman saygı duyduğum bazı kimseler, benim bir
ütopyada yaşadığımı söylediler. Dediler ki, her siyasal doğruluk er geç öldürmek
zorunda kalır. İnsan ya bu aşırılığa düşmeyi göze alır ya da dünyayı olduğu gibi
kabul eder.
Denir ki: imparator sana sen tek kişiye, sen zavallı kuluna, imparator güneşinin
önünden çok, çok uzaklara kaçan sen minicik gölgeye, işte dosdoğru sana ölüm
döşeğinden bir haber yollamıştır. Yatağının başucunda haberciye diz çöktürmüş ve
kulağına fısıldamıştır haberi; hatta pek önem verdiği bir haber olduğundan,
haberciye tekrarlatıp kulağına söyletmiştir. Sonra da başını sallayarak
söylenenin doğruluğunu onaylamıştır.
“Kendi yaşamının şairi” olan Üstinsana geçiş, tek başına aşılacak bir yol değildir. Dostluk, Nietzsche’nin insanın yaşamını nasıl “gösterişli bir tarzda” düzenleyeceğine dair görüşlerinde önemli bir rol oynar. Dostlar, sanat gibi, kendi yaşamımıza belli bir mesafeden ve farklı bir bakış açısından bakmamızı sağlar. Nietzsche’ye göre dost insanın “en iyi düşmanı” olmalıdır. Yani dost, ötekinin bütün çirkin ve sağlıksız yanlarının düşmanı olmalıdır.
Amerikalı Marksist düşünür Fredric Jameson, Varoluşçuluk batıda ve batıyı
izleyen ülkelerde düşünce dünyasını derinden sarsan bir moda olduğu sıralarda
genç bir adamdı. Gençliği ve olgunluk çağları, varoluşçuluğun yerini
yapısalcılık, ardından yükselen post-yapısalcılık ve postmodernizmin alışına
denk düşer. Fransız filozof Alain Badiou’nun “yeni sofistler” dediği
post-yapısalcı yangın ortalığı kasıp kavurduğunda Jameson ve (bazıları bazı
yönleriyle yapısalcılar ya da post-yapısalcılar arasında sayılan) Louis
Althusser, Ernest Laclaou, Terry Eagelton, Jürgen Habermas gibi düşünürler
teorik itirazlarını yükselten isimlerdi.
Bir şair göçünce dünyadan, insanlığın bir yanı da onunla birlikte göçer. Yetim
kalır insanlık… Bir şair göçünce dünyadan, hayat ağacındaki dalların birisi
kırılır. Bir şair ölünce; dünyayı, insanı ve hayatı gördüğümüz gözlerimizden
biri kapanır. Büyük sinema yönetmeni/şairi Theo Angelopoulos’un ölümü, bir daha
yerine koyulamayacak bir boşluk yarattı. İnsanlığın ortak mirası, gerçek
şairlerin insanlık binasına koyduğu tuğlalarla inşa olur. Angelopoulos da o
mirası, yaptığı büyük katkılarla zenginleştiren şairlerdendi. Kaybı, ama
özellikle hayatının son sözü olacak olan Üçleme’sinin son halkasını
tamamlayamadan göçmesi, bir yanımızda hep bir sızı bırakacak.
Hiçbir şey bilmiyorsun
Kim olduğunu bilmek istiyorsun. Sana yol gösterecek çok az şey olduğu ya da
hiçbir şey olmadığı için, kendinin tarihöncesindeki büyük göçlerin, fetihlerin,
ırza geçmelerin, kız kaçırmalarının ürünü olduğunu kabul ediyorsun; yolculuk
yapan tek insan sen olmadığına ve insan toplulukları on binlerce yıldır
yeryüzünde dolaştıklarına göre, ata soyunun uzun ve dolambaçlı kesişmelerle
sürmüş olan yolculuğunun çok çeşitli topraklara ve krallıklara yayıldığını ve
sonunda 1947’de seni dünyaya getiren annenle babana gelene kadar kim bilir kim
kimi o da kimi o da kimi o da kimi o da kimi döllemiştir, diye düşünüyorsun.
Soyağacında ancak büyükannenlerle büyükbabanlara kadar gidebiliyorsun, anne
tarafından büyük- büyükbabanlarla ilgili de kırıntı kabilinden biraz bilgi var,
demek oluyor ki onlardan önceki kuşaklar hakkında ya hiçbir şey bilmiyorsun ya
da birtakım boş varsayımlar, körü körüne tahminler yürütüyorsun.
Toplam Haber 5569 - Toplam 557 Sayfa - Her Sayfada 10 Haber