"İtalya'da Marry adındaki kadınların fahişelik yapması yasak, Fransa'da domuzlara Napolyon adını vermek yasak,.."
Ünlü yönetmen Sinan Çetin'in Kağıt filmi, fenomen olmaya aday. Film, yasaların
'kağıt'ların insan hayatından daha değerli olmadığı temasını işliyor...
Referandumda “evet” diyeceğini de açıklayan Sinan Çetin’in Kağıt filmi, darbeci anayasanın toplumu en temel insani hak ve özgürlüklerden mahrum bırakması ve sonucunda oluşan felaketi ve insani başkaldırıyı dramatize ediyor.
Dünyanın en ünlü Marksistlerinden biri... Adı, yaşayan en önemli filozoflar
arasında gösteriliyor... Ve sahnede Elvis Presley gibi devleştiği söyleniyor.
Slovenyalı düşünür Slavoj Zizek'ten bahsediyoruz. Zizek'in son kitabı Living in
the End Times, İngiltere'de yayımlandı. "Bitiş Zamanlarında Yaşamak" diye
çevirebileceğimiz bu isim, sanki kıyamet habercisi gibi dursa da, aslında
kapitalizmin içinde bulunduğu ölümcül krizi ele alıyor.
Peki, Zizek kapitalizmin sonunun geldiğini mi düşünüyor? Yerine ne öneriyor?
“Futbol bir ölüm kalım meselesi mi?
Hayır, bundan çok daha önemli.”
Bill Shankly
Jacques Derrida, 60 yaşında olduğu 1991 yılında verdiği samimi bir mülakatta
ağzındaki baklayı çıkarmıştı. Akademik alanda birçok başarı elde etmiş ve pek
çok kişi tarafından takdir ediliyor olmasına rağmen, gençliğindeki “profesyonel
futbolcu” olma hayalinin oldum olası peşini bırakmadığını belirtmişti. Tıpkı
neredeyse yazdığı tüm makaleler, eleştiri yazıları, yaptığı konuşmalar ve
verdiği mülakatlarda olduğu gibi, laf arasında söylediği bu sözle de kendini hem
bir felsefeci hem bir insan olarak (ki bunlar herhalde birbirinden ayrı
görülemez) ortaya koyuyordu.
Nobel ödüllü yazar Doris Lessing, 1974'te yazdığı ancak dilimize yeni
çevrilen distopik romanı 'Hayatta Kalma Güncesi'nde, dünyamızı bekleyen olası
bir kıyamet öyküsünü, değişik kimliklere bölünen yaşlı ve bilge bir kadının
ağzından aktarıyor. Doris Lessing’in, 1956’da komünizme sırt çevirişinden altı
ay sonra yazdığı ve kadın hareketinin köşetaşlarından biri olarak görülen Altın
Defter (1962), artık yazamayan bir yazarın, Anna Wulf’un kimlik krizi ve kişilik
bölünmelerini temel alır. Yazarın kişiliğinin bir bölümüne odaklanmıştır her
defter. Sarı defterde Anna’nın kendi üzerine yazdığı roman, siyah defterde
Afrika deneyimleri, kırmızı defterde politik duruşu, mavi defterde ise gündelik
olaylara yer verilir; ruhsal çöküntünün çözümlemesi ise altın defter ile
gelecektir.
Mahfuz'un 'Cebelavi Sokağı'nın Çocukları', 1959 yılında tefrika edildiğinde
aforoz edilmişti. Arapça ilk ve tek baskısı 1967 yılında Lübnan'da yapılabildi.
Kitabın Türkiye macerası da farklı değil. Peki ne yazmıştı da böyle yasaklarla
karşılaşmıştı Mahfuz? Cebelavi kimdi, çocukları kimlerdi? Ona öfkeyle
saldıranlar bu sokağın neresindeydiler? İlk kez 1959 yılında El- Ahram
gazetesinde tefrika halinde yayımlanan Cebelavi Sokağı’nın Çocukları, İslam
dünyasının en eski dini kurumu sayılan El Ezher Üniversitesi tarafından aforoz
edilmişti. ‘Dini aşağılıyor’ iddiasıyla Başkanlık Sarayı’na yapıla şikâyet,
eleştirmenlerin romanı kötüleme kampanyaları, sokaklara dökülen göstericiler;
sonuçta kitap haline getirilmesi mümkün olmamıştı. Arapça ilk ve tek baskısı
1967 yılında Lübnan’da yapılabildi.
İngiliz felsefeci Simon Critchley’nin Sonsuz Talep’te tarif ettiği politik
pratiklere yabancı değiliz. 1999 yılında Seattle’da Dünya Ticaret Örgütü
toplantısına karşı düzenlenen protestolar ve takip eden Prag, Nice, Cenova,
Quito, Cancun deneyimlerine daha geçen hafta, Toronto’daki G-20 gösterileri
eklendi. Critchley’nin kitabında tanımlayıp bir model olarak önerdiği
‘etik-birey’inin siyaset alanı tam da böyle bir yer: Dünyanın bütün sokakları.
MERKEZ MEDYA MAVİ MARMARA EYLEMİNİ SUÇLU ÇIKARMAYA ÇALIŞIYOR
İsrail saldırısının üzerinden birkaç gün geçti ve bütün tutuklular serbest
bırakılıyor ya...
Bizim "merkez medya"nın saldırıyı zaten yarım ağızla ve korka korka kınayan
malum isimlerinin bekledikleri günler geldi.
Şimdi Mavi Marmara eylemini suçlu çıkarmaya çalışıyorlar.
Mavi Marmara eylemini önlemeyen hükümete "sivil toplum inisiyatifidir diyerek
işin içinden sıyrılamazsınız" diyorlar.
"Orada kadınların ve çocukların ne işi var" diyorlar?
Hiçbir ses yakalayamaz beni
Nar ağaçlarının çıngıraklarından başka
Duyuyorum burukluğumun tadını
Kendimden uzaklığımın da
Bir şarap çeşnicisi gibi
Parmağını dünyaya
Tedirgin bir Tanrı gibi uzatmış da.
Virginia Woolf, ‘Kendine Ait Bir Oda’da, Shakespeare’in aynı yetenekte bir
kızkardeşi olsaydı ne olurdu sorusunu ortaya atar ve Judith’in intiharla
sonuçlanan hüzünlü öyküsünü kurar. Hintli bir yazarın, ilk kitabıyla ‘Booker’
Ödülü’nü aldığını duymuşsunuzdur. Şimdi, bu romana yazınsal düzeyde eşdeğer bir
kitabın Türkiye’de, Trabzon’da yazıldığını varsayalım. Hastalıklı, ince bir genç
olan Cemal, yaşamını, odasında okuyarak geçirmiş ve bir roman yazmıştı. ‘Madam
Bovary’ gibi sayısız klasiğe gönderme yapan 500 yüz sayfalık kitabı, nasılsa
İstanbul’da bir yayıncı tarafından kabul edilir, üstelik çok önemli bir ödül -jürideki
yazın tutkunu, yaşlı bir yazarın bastırması sonucu- kazanır.
Toplam Haber 5441 - Toplam 545 Sayfa - Her Sayfada 10 Haber